Sosyal Medyada Biz

Şuanda Sitemizde 5 Kategoride Toplam 11 Ürün Bulunmaktadır.

Tâğûta Muhâkeme Olmayı İstiyorlar
resim
resim
resim resim resim

Tâğûta Muhâkeme Olmayı İstiyorlar

Ana Sayfa » Abdullâh Saîd el-Müderris » Tâğûta Muhâkeme Olmayı İstiyorlar
Fiyat : 11 7 TL
Ürün No : 1132
Tarih : 12 Mart 2017
Adet :

BU ÜRÜN STOKLARDA BULUNMAMAKTADIR.

 

 

Kitabın Adı Tâğûta Muhâkeme Olmayı İstiyorlar
Yazar Abdullâh Saîd  el-Müderris
Yayın Tarihi 2011
Baskı Sayısı 1. Baskı
Dil Türkçe
Sayfa Sayısı 224
Cilt Tipi Karton Kapak
Kağıt Cinsi Kitap Kağıdı
Boyut 13.5 x 21 cm
 

 
 

MUKADDİME

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür. 

“Ey îmân edenler! Allâh’tan korkulması gerektiği gibi korkun ve sizler ancak Müslümanlar olarak ölün!” (Âli İmrân: 3/102)

“Ey insânlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allâh’tan ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten sakının! Şüphesiz Allâh sizin üzerinize gözetleyicidir.” (Nisâ: 4/1)

“Ey îmân edenler! Allâh’tan sakının ve sözün en doğrusunu söyleyin ki Allâh, amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzâb: 33/70-71)

Bundan sonra: Muhakkak ki sözlerin en doğrusu Allâh’ın kelâmı, yolların en hayırlısı ise Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dîne sokulan her şey bid’ât, her bid’ât dalâlet, her dalâlet ise ateştedir.

Allâh’u Teâlâ’nın âdemoğluna farz kıldığı ilk şey, tâğutları reddederek kendisine imân etmektir. Bu reddi gerçekleştirerek Allâh’a imân edenler, Allâh’ın inkıtâsı mümkün olmayan sapa sağlam kulbuna yani “Urvetu’l-Vuska”ya tutunmuş olurlar. Ve o kulba tutunarak sebât edenler, tüm emir ve yasakları, bütün kanun ve nizamları, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dan alırlar. Her hallerinde sâdece O’na itaat ederler. Allâh Azze ve Celle de kendisini ilâh kabul ederek velâyetini tercih eden tevhîd ehli kullarını, sonu hüsrân olan şeylerden emin kılar. Ve onlara her türlü hayrı barındıran şeyleri sunarak, bu kullarını, hususî velâyetine alır. 

Allâh’u Teâlâ’nın velâyetine aldığı kullar için artık mahzun olmak, galibiyetten mahrum kalmak, izzet ve şeref gibi değerlere ulaşamamak diye bir şey yoktur. Zîrâ Allâh Subhânehu ve Teâlâ, her dâim gâlib olandır ve Allâh’ın velâyetindekiler de gâlib olacak olanlardır. Ancak bazen imtihanın bir gereği olarak Allâh’ın velâyetinde olanlar da sıkıntı ve mihnet dönemi yaşayabilirler. Hatırlayalım ki tevhîdin başmuallimi, Allâh’ın sevgilisi Muhammed aleyhisselâm dâhi Mekke yıllarında tevhîdi yaşamak ve yaşatmak uğrunda birçok sıkıntıya göğüs germişti…

Şimdi ise imtihan sırası bize gelmiştir. Bizler de tüm şirklerden berî olarak Rabbimizi tevhîd ediyoruz. Ancak el-Âlim olan Allâh Subhânehu ve Teâlâ, imân ettiğini söyleyen kullarından isbât istediğini şöyle beyân etmektedir: 

“Elif, Lâm, Mim. İnsânlar, (sâdece) ‘Îmân ettik’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allâh, doğru söyleyenleri de, yalancıları da mutlaka bilir (ve gerçekleri ortaya çıkarır).” (Ankebut: 29/1-3)

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara: 2/155)

Âyet-i kerîmelerde ifâde edildiği üzere Allâh’u Teâlâ îmân ettiğini söyleyen kimseleri çeşitli şeylerle imtihan edeceğini bildirmektedir. 

Sahâbeden Süheyl bin Sinan radıyallâhu anh’ı hatırlayalım. O, dîni uğrunda tüm mal varlığından vazgeçebilmişti. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise onun bu yaptığını onaylayarak, kazançlı bir alışveriş olduğunu söylemişti. Bugün bizlerin de Süheyl bin Sinan gibi dînimiz uğrunda tüm mallarımızdan vazgeçmemiz gerekebilir. Unutulmamalıdır ki kazançlı alışveriş malı değil, dîni tercih etmektir.

İmtihanın bir gereği olarak kimi zaman da asr-ı saâdet’in kahramanlarından Âsım bin Sâbit radıyallâhu anh gibi dîni tebliğ uğrunda nefislerimizi fedâ etmemiz gerekebilir. O, İslâm’ın kurtuluş vesilesi olan hakîkatlerini, câhiliyye toplumuna anlatmak için yola çıkmış ve yolda pusuya düşürülerek Allâh yolunda şehid edilmişti. Ve Rabbimiz onun bedenini kâfirlerin eline düşmekten korumuştu. Elbette ki Allâh, dîni uğrunda mücâdele edenleri korumaya kâdir olandır. Ne güzel bir görev ve de ne güzel bir son.

Kimi zaman cihad meydanlarında dîni korumak uğrunda Hamza ve Mûs’âb radıyallâhu anhumâ gibi canlarımızdan hiç düşünmeden vazgeçmemiz gerekebilir. 

Kimi zaman îdam sehpalarında Hubeyb bin Adiyy radıyallâhu anh gibi İslâm düşmanlarına peygamber sevgisinin ne demek olduğunu öğretmemiz gerekebilir… 

Yine bazen imâmlarımızdan Saîd bin Cubeyr gibi zulme karşı kıyam etmek gerekir. Ebû Hanîfe gibi zâlim otoriteyi ucunda ölüm de olsa meşrulaştıracak amellerden kaçınmamız gerekir. Onların küfür akîdelerini Ahmed bin Hanbel gibi canımız pahasına da olsa reddederek hakkı isbât etmemiz gerekir. Bid’at ve hurâfelerle mücâdele ederken İbn Teymiyye gibi ömrümüzü zindanlarda da geçirsek, bundan korkmamamız gerekir…

“Yoksa sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”  (Bakara: 2/214)

“Kulun, kula olan kulluğunu kaldırmaktır hedefimiz yeryüzünde,

Yıldıramaz bizi bu dâvada gelen; ölüm, sürgün, hapis ve işkence,

Ölüm şehâdettir, sürgün seyahattir, hapis uzlettir, işkence istiğfardır bize,

Ne mutludur ki, el-Hakk olanı tevhîd edip, bu dâvada cihâd edenlere.”

Evet, bu saydıklarım sayamadıklarıma oranla, okyanusta olan kumların yanında, elimde bulunan bir kum taneciği bile etmeyecek kadardır. İzzet ve şeref Allâh’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerindir. 

“Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allâh’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerindir. Ancak münâfıklar (bunu) bilmiyorlar.” (Munafikun: 63/8)

Tüm bunların bilincinde olarak içerisinde bulunduğumuz zaman diliminde Allâh’ın hâkimiyetine göz diken lânetli tâğutların ve de yardakçılarının oyunlarını bozmak, belamlarını rezil ederek etkisiz hale getirmek, biz muvahhidlerin görevidir. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Gerektiğinde tevhîd uğrunda malından, hürriyetinden ve de zamanı geldiğinde canından vazgeçebilmelidir. Unutmayalım ki, -ihtiyacı olmadığı halde- dînine yardım edenlere Allâh yardım etmekte ve onları tevhîd üzere kavileştirmektedir.  

“Ey imân edenler, eğer siz Allâh’a (onun dînine) yardım ederseniz (desteklerseniz), O da size yardım eder ve ayaklarınızı (tevhîd üzere) sağlamlaştırır.” (Muhammed: 47/7)

Bu sebeble kitâbımızın konusu açısından Allâh’u Teâlâ’ nın hâkimiyetinde şüphe yayma çabasında olan şeytânın, Muhammed-i Şerîat dışındaki bir yerden veya bir kimseden hüküm isteme konusunda ortaya attığı bâtıl kanaâtlerin yok edilmesini ve de Müslüman kardeşlerime bu konuda taklide değil de, Kur’ân ve Sünnet’e dayalı Ehl-i Sünnet akîdesini, Ehl-i Sünnet âlimlerinin ağzından sunarak -Allâh’ın dilediği kadar- yardımcı olmayı umuyorum. 

Okuyuculardan ricam, kitâbı başından sonuna kadar eksiksiz okumalarıdır. Zîrâ soruların cevâbları birbirlerini tamamlamakta olup, sistematik olarak tüm şüphelere -inşâallâh- cevâb vermektedir. Bazı yerlerdeki tekrarlar, soruların gereğine binâendir.    

Şunu da hemen belirtmek istiyorum ki, Allâh’ın Kitâbı haricindeki her kitâb eksik ve hatâlıdır. “Tâğuta Muhâkeme Olmayı İstiyorlar” adlı bu kitâbtaki doğrular İslâm’ın doğrularıdır. Eksikler ve hatâlar benden ve şeytândandır. Tüm hatâlarımdan, her hâlukârda tevbe ediyor ve Rabbim’den âcizane olarak ortaya koyduğum gayretten ötürü hatâlarımı bağışlamasını niyâz ediyorum. 

 

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır. 

Abdullâh Saîd el-Müderris.